E-mail adresiniz:
 Şifreniz: Beni Hatırla
ZEYBEK HOCA ZEYBEK HOCA
 
Üye / Kimlik onaylı üye
Profil anasayfa Kimdir? Şiirleri Sesli şiirleri Yazıları Ne dediler? Blogları Fotoğrafları Edebiyatdefteri.com anasayfa »
 
 
 
Ne dediler?

ZEYBEK HOCA üyesi hakkında kim ne demişler?


 Ne düşündüğünüzü yazmak için tıklayın.
Yazılan düşünceler
Bahar Batıl Bahar  Batıl
Profili | Şiirleri | Yazıları
insanlığı, karakteri, yüce gönlü, iyi kalbi ile her daim değerli olan Zeybek hocam sizi seviyoruz..tez zamanda aramıza dönmeniz için duacıyız..

sevgilerimle..
GÜL BAŞPINAR Gül Başpınar
Profili | Şiirleri | Yazıları
Gördüğünüz gibi sadece “gününü kutlamak” ve bundan sonra herkesin beni onlarla anacağı, kendileri benimle özdeşleşmiş kelimelerimle geldim.
Geldim, “hayat bilgisi öğretmenime" son sözlümle… Tabii, bundan şikâyetçi değilim.

Bugün izninizle en iyi bildiğimi düşündüğüm işi yapacak yine size bir hikâye anlatacağım!
• Dersimiz: Hayat bilgisi!
• Konumuz: Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı.

Hiç vakit kaybetmeden başlayayım isterseniz…

Aman demezsiniz, umarım… İzninizle sizi hemen ilkokulda, ortaokulda, lisede ve üniversitede yaklaşık olarak on beş sene boyunca Atatürk’ün hayatını gördüğümüz zamanlara götüreceğim…
Çünkü sizde benim gibi en az on beş sene boyunca dinlediniz Atatürk’ün hayatını… Ve kalan hayatınızı da onu anlatmakla geçirdiniz. Haklısınız da!

Nasıl başlıyordu?
Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’te doğdu. Evin fotoğrafı geliyor hemen gözümüzün önüne ilk unutulmazlarımızın arasında. Sizin de gözünüzde canlanmıştır mutlaka. Ben bugün gibi hatırlıyorum! En çok da o hatırlanmaz mı zaten?

Sonra babasının adı Ali Rıza Bey, annesinin adı Zübeyde Hanım. İşte kız kardeşi Makbule.

Ve kargalar… Ve Kemal adını alması… Ve askerliği.
Şurada şunu yaptı, şöyle bir lider, şöyle bir asker ve en son Anıtkabir’de biter, öyle değil mi?

İşte “öğretmenlerimiz” tarafından bizlere aktarılan Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatının genel hatları…

Ama…
Bugün benim size anlatacağım Atatürk hayatı bu kez çok farklı!
Hadi başlayalım “tarih” yolculuğumuza, lütfen rahatça arkanıza yaslanıp dinleyin beni…

İlk durağımız Suriye.
Mustafa Kemal Atatürk, harp akademisinden mezun olduğunda kurmay yüzbaşı olarak ilk kıta vazifesine Suriye’ye gidiyor ve orada gizli olarak “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni” kuruyor.
Lütfen buraya çok dikkat! / Ve o cemiyetin “eğitim kolu reisliğini” üstleniyor. /

Yıl, 1915, Çanakkale Savaşı. Anafartalar’ın en kanlı günleri! Ama Mustafa Kemal Atatürk, çadırında oturmuş ve masasının üzerinde bir şey çiziyor. Ne olabilir sizce? Latin harflerinin şablonunu çıkarıyor!
Hemen bir sene sonrasına gidelim. 1916, aylardan Kasım. Doğu cephesine atanıyor. 16. Kolordu komutanı olarak ve orada çökmek üzere olan bir orduyu çiçek gibi alıyor eline. Günlerce süren muharebenin sonunda, bir iki saatlik istirahati sırasında maddeler hâlinde sıralanmış, Kurmay Başkan İzzettin Çalışlar ile bir sohbeti var. Kadınlara serbestlikten falan bahsediyor ama ilk madde çok ilginç. Aynen okuduğum gibi söylüyorum.

• Muktedir ve aile hayatına vâkıf valide yetiştirmek!

Günümüz diline en afili şekilde çevirirsek: / – güçlü anne eğitimi! - /
Bakar mısınız, savaştan çıkmış, bir soluklanması gerekmez mi? Bir soluklan, bir otur, değil m?

Ama yok!
Hemen Sivas’a gidelim. Sivas kongresi, Sivas günleri! O ara Amerikalı gazeteci Mr.Brown ile bir röportajı var.

Diyor ki: “Türk halkı iyi bir eğitim görmelidir. Eğitim okul demektir. Türk köylüsünün pek azı okur yazardır.” Ancak burasına dikkat, “yeniliklere isteklidir! Çocuklarının iyi bir eğitim almasını ister.”
Sivas’ta diyor bunu! Hani düzenli ordu kursaydık önce, düşman dört bir yanı sarmış, insanları bir toplasaydık değil mi? Ama hayır! Verdiği demeç bu!

Ankara’ya geliyor ayağının tozuyla.
“Türk halkı bir birey olmalıdır, iyi bir eğitim almalıdır, kültürle donatılmalıdır, bezenmelidir.”
Daha meclis açılmamış. Bunu söyle söylüyor. Altını kırmızı kalemle çiziyorum, bundan sonraki amacımız demiyor. Altını bir kez daha çiziyorum! / -en önemli amacımız- / diyor.
İşleri biraz daha ilginç hâle getirmeye ne dersiniz?
İnönü, 2. İnönü çok güzel, kazandık. Ama Eskişehir’de bozguna uğruyoruz. 30 bin kişi askerden kaçıyor. Yunan ordusunun seferberlik ilan edişi… Sevr Antlaşması’nı imzalatmak için Ankara’ya doğru yürüyüşü, bakar mısınız şu ortama?

Meclistekiler tamamen Batı’yı gözden çıkarmış, sinirler gergin. Aman batı gitti ama meclisi koruyalım. Kayseri’ye doğru göç başlamış. Ve o ortamda, insanların askerden kaçtığı bir ortamda, sağa sola kaçtığı bir ortamda, Mustafa Kemal Atatürk ne yapıyor?
Tam altı gün boyunca / -15-21 Temmuz 1921- / altı gün boyunca “1. Maarif Kongresi’ni” yapıyor.

Yani Eğitim kongresi!

Bakın ben bunu ilk okuduğumda inanamadım! Şaka gibi! Hiç tarih şaka yazar, şaka yapar mıydı? Gerçekten de şaka olmalıydı bu! Ya da ben yanlış okuyor olmalıydım!

Lütfen, ortamı bir hayal edin!
Mustafa Kemal, böyle bir ortamda, savaş tam ortasında, insanlar korkarken, insanlar kaçarken, sinirler gerilmişken, göç başlamış ve bu adam hakkında ferman çıkarılmış “yakalanırsa idam” edilecekken! Olacak iş miydi bu?

Ama o bahane üretmek yerine ne yapıyor? Savaşın, cehennemin tam ortasında, ateşten gömleği giydiği sırada. Öğretmen temsilcilerini topluyor! İşte o zaman Cumhuriyet’te esas olacak bütün eğitim ilkelerinin temelini atıyor!

Bu dahi adamın ilginçlikleri bitmiyor ki! Ne biliyor musunuz?
Yer İzmir! İzmir’in kurtuluşundan sonra etrafına Türk ve yabancı gazeteciler toplanıyor.

Soru şu!
Evet, memleketi kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz? Yani padişah mı olacaksın, halife mi olacaksın?

Ne cevap veriyor?
“Maarif vekili olacağım,” yani “öğretmenlik” yapacağım diyor.
İnanılır gibi değil!

2-3 yıl önce idam kararına mahkûm edilmişsin, dibi görmüşsün, bu zaman içinde tarihin akışını değiştirmiş “bir numaralı adam” olmuşsun artık. Padişah da olabilirsin, halife de olabilirsin. Herkesi kendine kul-köle edebilirsin, her istediğini yapabilirsin.

Diyor ki, ben “öğretmen” olacağım. Ben “eğitimle” ilgili çalışmalar yapacağım.

Başa dönersek; o çadırında, en kötü anında da, en iyi anında da hayalinden ve doğrularından vazgeçmiyor. Hayalleriyle konuşan, hayallerini konuşan insan bu işte!

Bu ne müthiş bir şeydir. O güç elindeyken bunu yapabilmek!
Hatta Salih Bozok’un hatıralarında şöyle bir şey var; “İzmir limanından İngiliz donanması giderken, herkes tabii bir alkış, bir kıyamet uğurluyor.”
Salih Bozok, Mustafa Kemal için ne diyor biliyor musunuz, “Dönüp bakmadı bile!”

Bakın, “dönüp bakmadı bile” diyor. Bence kesin o anda “geometri kitabını” düşünüyordur. İşte buna üçgen diyeyim buna kare diyeyim, işte bu yuvarlak olsun!

Kara tahtanın başına geçmiş “ali ata bak” yazıyor. Demiyor ki, düşman geldi, başkomutanlık yetkisini alayım.

Yani böyle bir askerî deha. Tarihin gördüğü, “bir süngü tak” emri ile Çanakkale’nin tarihini değiştiren adam, bu adam işte! Müthiş bir askerî deha olmasına rağmen, askerliği hobi olarak yapıyor.

Ve rahat durmuyor yine. İzmir’in işgalinden hemen sonra İstanbul ve Bursa’da öğretmenleri topluyor ve onlarla bir toplantı yapıp, “Bizim kazandığımız zafer, sizin ordularınızın kazanacağı zafere önayak olacaktır. Sizin karşınıza çıkan bütün engelleri kıracağız.” Diyor eli öpülesi!

Hani bir Lozan görüşmesi, hani bir Cumhuriyet’i kursaydık!
Bu adam var ya bu adam! Savaş ortasında, savaş bitiriyor!

Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk kurulan mesleki ve sosyal birlikte o yüzden “Muallimler birliği” oluyor sanırım!

Öğretmenler birliğini kurduktan sonraki sözü de: o meşhur sözü oluyor! “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!”
Bayılıyoruz bu söze! Öğretmenler de bayılmalı!

Evet, o eser sizlerin eseriniz olacak!
Çünkü bugün “Öğretmenler Günü!”

Ama asıl cümlesini bu cümleden hemen sonra söylemiştir. Acaba kaçınız biliyoruz onu? Ben burada söyleyelim onu size. Siz de o ilkokul öğrencisisiniz bu arada unutmayın! :)

Şöyle: “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”
“Eserinizin kıymeti, yaptığınız fedakârlığın derecesi ile orantılı olacaktır.”
Bu adam bu sözü söylediğinde yıl 1924!

Bunu söyleyen adam da, cebindeki son iki kuruşun bir tanesi ile kitap alan bir adam olan Mustafa Kemal!
Bilirsiniz, sadece Anıtkabir’de onun okuduğu üç bin tane kitap var. Ben okuma alışkanlığı ile ilgili bu vizyonu gördükten sonra… Söz bitti bende…

Daha ne sözleri var! “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Lafa gel!
“Bir gün benim sözlerimle bilim ters düşerse bilimi tercih edin.” diyen bir adamdır bu.
Öleli 80 yıl olmuş, 80 yıl sonra onun fikirleriyle, onun vizyonuyla yaşayan “sizler var!”

Zaten kendisi söylemiyor mu, “Benim yüzümü görmek beni görmek değildir. Benim fikirlerimi ve duygularımı anlıyorsanız bu yeterlidir.” Diye.
Bu insan, hayalini yaşayan bir insandı. En zor anında da, en kötü anında da, en iyi olduğu anında da, en güçlü olduğu anında da bu hayalinden asla vazgeçmedi.

Ordinaryüs Prof. Dr. Sadi Irmak’ın “Atatürk’ten anılar” adlı bir kitabında, Behçet Kemal Çağlar’la olana bir anısı var. Behçet Kemal Çağlar, Mustafa Kemal’in özellikleriyle ilgi bir şiir yazar ve bizlerin düştüğü hataya düşer. “Şöyle bir lider, şöyle bir askerî deha” der. Mustafa Kemal alır o şiiri, bakar ve “Behçet olmamış. Benim en önemli kişiliğim, benim asıl kişiliğim öğretmenliğimdir.” Der.

Bu adam, dünyanın görüp gördüğü en büyük liderlerden biri! Bence en büyüğü, en başarılısı, en karizmatiği ve gerçek bir askerî deha!
Bir gece, Çanakkale’de, çadırının içinde cehennemin ortasında çizdiği o şablonu tam 13 yıl sonra kara tahtada uygulayabiliyor. Savaşlar bitmiş, cepheden cepheye koşturmalar bitmiş. Artık rahat ama oturmuyor bir yerlerde. Gidiyor, kara tahtanın başında halkını bilgilendirmeye çalışıyor. “Öğretmenlik” yapıyor.

Onun asıl kişiliği “öğretmenlikti, eğitimdi.” Halkını eğitmeye çalışan bir liderdi!

Biraz uzattım sanırım. Artık bende o birinci sınıf öğrencisi çocuk olup, beni çok etkileyen son bir şeyi birlikte dinleyelim istiyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=mdJnP_r8TQs

İyi seyirler…

Ne mutlu, bu güzel adamın varisleri olan sizlere...
Nicelerini kutlamanız dileğimle “Öğretmenim!”

Saygı ile...

_Sa_Sa_ Sadi Sana
Profili | Şiirleri | Yazıları
saygıdeğer şair, " Kelebek" adlı şiirime göstermiş olduğunuz ilgiden, mutluluk ve onur duydum.sevgi ve esenlik dileğimle. umut ve maviyle güzel yarınlara. SaSa
 « Önceki sayfa   1   Sonraki sayfa » 
 
Bu sayfada ZEYBEK HOCA  şairi hakkında, ZEYBEK HOCA  kimdir, ZEYBEK HOCA  şiirleri,ZEYBEK HOCA  hakkında bilgi ve ZEYBEK HOCA  isimli üyeye ait tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.