E-mail adresiniz:
 Şifreniz: Beni Hatırla
Yaşanmamış Aşkların Şairi Yaşanmamış Aşkların Şairi
VECDİ MURAT SOYDAN
Üye / Kimlik onaylı üye
Profil anasayfa Kimdir? Şiirleri Sesli şiirleri Yazıları Ne dediler? Blogları Fotoğrafları Edebiyatdefteri.com anasayfa »
 
 
 
Kendisi Hakkında Yazdığı

Adım soyadım Türk sinemasının ünlü aktörü Murat Soydan ile aynı. Sanatçıların çoğu takma isim kullanırlar, bu anlamda espriyle karışık diyorum ki, ' Gerçek olanı benim. ' Tiyatroya çok merakım vardı, ancak maddi imkansızlıklardan dolayı konservatuvara kayıt yaptıramadım.Beni okutan iş adamı büyüğüm, konservatuvar bölümünde okumak için üniversitede tercih yapacağım zaman, ‘’ Artist mi olacan lan? Ekmek mi var tiyatroda? Aç kalırsın aç... Adam gibi bir bölüme kaydını yaptır.’’ demişti. Tabi, o öyle deyince, ‘’Evet, ben artist olmak istiyorum.''diyemezdim. Artist olamadım ama tiyatroyu hep sevdim. Zamanı geri alsak, hangi mesleği seçerdin deselerdi, hiç düşünmeden ‘’ tiyatro ‘’ derdim.

06 Ekim 1969 yılında Ankara'da doğdum. Annem ve babam evlendiklerinde birlikte açık hava sinemasına giderlermiş. Murat SOYDAN o yıllarda fırtına gibi esiyormuş, filmleri de ilgiyle izleniyormuş. Annem daha ben doğmadan babama ' oğlumuz olursa ismi Murat olsun ' demiş. Vecdi ismini ise babam koymuş. Aslen İstanbul Üsküdar’lı olduğumuz için çift isim koymak bizde gelenektir. Ama ben İstanbul’u bilmem. Hayatımın çocukluk ve gençlik yılları Ankara’da geçti.

1991 yılında devlet memuru olarak atanmam nedeniyle bu tarihten itibaren Eskişehir iline bağlı Han, Beylikova ve Mihalıççık ilçelerinde görev yaptım. 1991- 2001 yılları arasında baba mesleğim olan İlçe Nüfus Müdürlüğü emrinde Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni kadrosunda çalıştım, sonra kendi isteğimle naklen kaymakamlığa atandım. Bir zamanlar memur olarak çalıştığım Beylikova ilçesinde İlçe Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptım. Çocuklarımın eğitim durumlarını da göz önüne alarak, bir kez daha sınava girdim ve İl Yazı İşleri Müdürü unvanıyla 2008 yılından itibaren Isparta Valiliğinde görev yapmaktayım. Her meslekte olduğu gibi bir takım zorlu tarafları olsa da, mesleğimi çok seviyorum. İş konusu ne olursa olsun asla hafife alınamaz. Ekmek yediğimiz teknemiz bizim. Özellikle de yönetici olmak, sabır, dikkat, titizlik ve disiplin istiyor. Bize öğretilen de bunlardı. İşte sebat etmek, sorunlara çözüm bulmak, disiplinle, dürüst bir şekilde çalışmak ve herkese adilane bir şekilde davranmak.

Boş zamanlarımda şiir yazarım, doğada yürürüm. Isparta’yı çok seviyorum ve burada yaşamaktan dolayı çok mutluyum.

Şiir yazarak ve okuyarak dinleniyorum. Bir edebiyat sitesinde şöyle bir soru yöneltildi:
-Eserleriniz var mı?
Eserim, var mıydı ki? Hayır! Basılı bir eserim yoktu.Şu cevabı verdim ve şahsıma münhasır şu cümle oluştu:

'İNSANIN EN BÜYÜK ESERİ, KENDİSİDİR.'

Sevgiye aç bir toplumuz. İlgi, sevgi görmeyi herkes gibi bizler de istiyoruz. Sevgi, mucizevi bir kelimedir ve herkesi isteseniz de aynı ölçüde ve duyarlılıkta sevemezsiniz.

Şiirlerimin temasını insanların acıları, hüzünleri, küçük de olsa mutluluk kırıntıları oluşturur. Aşk ve sevgi temalarını konu alan şiirlerimin yanı sıra bireyi ve toplumu ilgilendiren sosyal içerikli öykü/şiir tarzında yazmış olduğum eserlere de yer verdim. Öykü/şiir tarzında yazmış olduğum şiirlerimde, bireyi merkez alarak, yanlışlıkları, çarpıklıkları sorguladım.

Rahmetli babamın bir sözünü de hiç unutmadım. Demişti ki; "Hayattaki en büyük servet dürüstlüktür oğlum. Dürüst olun, onurunuzu koruyun." Babam rahmetli olduğunda ben 17 yaşındaydım. Babam yaşasaydı da ben hep öğütlerine muhtaç olsaydım...

Yazdığım şiirlerin senaristi, yönetmeni, başrol oyuncusuyum. Hepsine de canımdan ve ruhumdan bir parça üflüyorum. Sadece ve sadece şiirlere aşığım. Şiir yazmanın bir meziyet olduğundan ziyade, her insanın aslında yazma kabiliyeti olduğuna inanıyorum. Madem ki duygularımız, düşüncelerimiz var, kalbimizde sıcacık sevgileri taşıdığımız sürece en güzel şiirleri de yazıları da kaleme alıp yazabiliriz. İnsan her şeyden önce sürekli okumalı,kendisini geliştirmeli ve kelime hazinesini kuvvetlendirmelidir.

Şiir yazma konusunda hiç kimseyle yarışmadım, yarışmam da. Geçenlere de yol veririm, bilirim ki, sürat felakettir. Yarışım sadece kendimledir. Gözüm yükseklerde de değildir. Bilirim ki zirvede olmak ve orada kalmak çok büyük sorumluluk getirir. Son nefesime kadar da yazacağım, ta ki akıl sağlığımı yitirip, elden ayaktan düşene kadar devam edeceğim yazmaya. Şiir büyülü bir dünyadır ve bu dünyada nefes aldığım için çok mutluyum.

İnsanlar hangi konuda olursa olsun vicdanlarının sesini dinlemeliler. En büyük hukuk da vicdan dediğimiz kalbimizdir. Düşüncelerimiz, aklımız ve kalbimiz vicdanımızın saç ayaklarıdır.Şayet vicdanımız en küçük olumsuz durumda rahatsız oluyorsa, demek ki bir haksızlık, bir önyargı, bir kötülükle karşı karşıya kalmışız demektir ki, dünya üzerinde hiç bir kanun, hukuk aklayamaz bizleri. Vicdanen rahat olmak, huzurlu olmaktır.Bu anlamda, ne mutlu kalbinde merhamet, vicdan, sevgi taşıyan insanlara.

Charles Baudelaire'nin yazdığım şiirlerde bana ışık tutan anlamlı bir sözünü de çok beğenirim. Diyor ki, Şairin emsalsiz bir ayrıcalığı vardır, dilediği zaman istediği kişiliğe girer.

Özetle adına ister kurgu deyin, ister hayal, yaşanmış ya da yaşanmamış olsun, hiç fark etmez, şiirlerimi bu his ve duygularla yazarım.

Sait Faik Abasıyanık'ın şu sözlerini çok beğenirim : Yazmasam deli olacaktım.... Yazı yazmam için bana çiçek,kuş hürriyeti değil,içimdeki aşkın,deliliğin,oturmaz düşüncenin hürriyeti lazım.Küçücük hürriyetler değil,alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk hürriyeti istiyordum.

Ben de diyorum ki;

Tükenmez kalemim tükenir, hayallerim asla tükenmez. En az gökyüzü kadar geniştir ve tüm dünya ülkelerinin sınırları kalkmışcasına özgür.Zaman, yer, tarih mefhumu da bulunmaz kitabımda. Ne dünyaya sığarım, ne de uzay boşluğuna.Okyanuslar, çöller, yağmur ormanları, buzullar, velhasıl yeryüzünde ne varsa, hepsinden ve her şeyden büyüktür.Siz sadece bir et parçası olarak bilirsiniz kalbimi. Ben derim ki, kalbimden taşanlar olmasaydı, ne hayallerimin ne de yazdıklarımın bir anlamı olabilirdi.

Ayaklarıma prangalar vursalar, ellerime kelepçeler taksalar, beni kapkaranlık bir hücreye dahi atsalar ve hatta sadece kuru ekmek verseler, ölüm dışında hiç bir güç beni yolumdan ve hayallerimden alıkoyamaz. İşin sırrı çok basit : Dünyaya gönül gözümle ve özgür ruhumla bakıyorum.Bunu yaparken içimdeki küçük çocuğun büyümesini ve ölmesini istemiyorum.Büyürsem kirlenirim, sürünürüm, biterim,eli kanlı bir adam olurum, bu topraklardan sürülürüm.İşte o zaman başınıza bela olurum.

Cenap Şahabettin dostluk konusunda ne de güzel söylemiş : Yalnız kendi nefsini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir.

Mevlana Celaleddin Rumi nin şu anlamlı şiiri, tecrübelerimden bana kalan hayat felsefemdir :

Ben Dostlarımı Ruhumla Severim

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.

Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
Zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde
İyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
Ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...
----------------------------------------------

Son söz : Sevgimle kalınız, hep bende kalınız... VMS


 
Bu sayfada Yaşanmamış Aşkların Şairi VECDİ MURAT SOYDAN şairi hakkında, Yaşanmamış Aşkların Şairi VECDİ MURAT SOYDAN kimdir, Yaşanmamış Aşkların Şairi VECDİ MURAT SOYDAN şiirleri,Yaşanmamış Aşkların Şairi VECDİ MURAT SOYDAN hakkında bilgi ve Yaşanmamış Aşkların Şairi VECDİ MURAT SOYDAN isimli üyeye ait tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.