BüyükDoğu Önder Kurt
Profili | Şiirleri | Yazıları
Sen nasıl, neyle, ne şekilde anlatılabilirsin ki! Kelimeler tüm kifâyetlerini kaybediyor, dehlizler daralıyor, muhayyilem kararıyor, düşüncem kapalı kapılar ardında kilitleniyor... Senin kalemin, güzel yüreğin, Hakk'a yürüyen fikirlerin, mütemâdiyen küfre kalkan olan mısraların... Sadece bir şair mi desem, şiirdeki tefekkür iklimini ne yana koyacağım? Sırf mütefekkir mi desem şiirdeki ahengi hangi köşeye saklayacağım? Bence sen bir şairden öte bir mütefekkirsin, lâkin şiire de nesre de hâkim bir mütefekkir. Her beşere nâsip olmayan bir Allah vergisini Üstâd Necip Fazıl'ın da ifade ettiği gibi "şâir"liği "mutlak hâkikâti arama işi" olarak vâzife edinmiş, müstesnâ bir hûri ki sırçadan saraylarında bir hükümdâr kadar hakkı gözeten fakat cam kadar da kırılgan, bir o kadar da yavuz bir alp eren; evet sen, Almila... Kargülü... Sevim Yakıcı. Şimdi sen diyeceksin ki dizdiğin bu methiyeler kim için? Bu methiyeleri duyan kulakların nefsine asla uymadan tevâzû ile sesleri süzecek ve yüreğe sakıncalı bir mağrurluk geçirmeyecek! Eminim. İşte kısaca sen busun bana göre. Yukarıda daha çok mütefekkirsin demiştim ya, bence şâir olabilmek için mutlaka yıkılmaz bir fikrin olmalıdır, hem de öyle böyle bir fikir değil; mânevî, ilâhî ve madde karşıtı mutlak bir fikir. Başka bir şekle asla bürünemeyen, değişemeyen, mûhafazakâr fakat üstüne yeniden koyulabilen Hakk fikir. İşte sen bu fikir yapısına kulluk eden bir tuğlasın. Özünde toprakla suyun bir araya gelip de husûsî kalıplara dökülen balçıksın. Biraz önce balçık iken şimdi has kalıbında ocağın müessir ateşinde pişen sağlam bir tuğlasın.
|