E-mail adresiniz:
 Şifreniz: Beni Hatırla
Halil Gülşen Halil Gülşen
 
Üye / Kimlik onaylı üye
Profil anasayfa Kimdir? Şiirleri Sesli şiirleri Yazıları Ne dediler? Blogları Fotoğrafları Edebiyatdefteri.com anasayfa »
 
 
Profil anasayfasına geri dön
Şiirleri
Şiirlere yaptığı yorumlar
Tanıtım yazısı
Resimli şiirleri
Yazılara yaptığı yorumlar
Ne dediler?
Sesli (mp3) şiirleri
Forumlara yaptığı yorumlar
Blogları
Yazıları
Ne Nedir'e yaptığı yorumlar
Fotoğrafları
Açtığı forum konuları
Blog yorumları
   
Üyesi olduğu atölyeler
 
Kendisi Hakkında Yazdığı

Halil Gülşen
1976 yılında Erdemli'de doğdum.Ailem, Erdemli'de çok tanınan bir Yörük sülalesindendir. Yedi çocuklu bir ailenin, dördüncü çocuğuyum. İsmimin menşei, dedeme dayanır. Ailem, Erdemli'nin Koyuncu Mahallesi'ne bağlı Çevttepesi semtinde mukimdir. Önceleri, hayvancılık işiyle iştigal ettiğimizden, yarı göçebe durumdaydık. İlkokulu çok farklı köy okullarında okudum. Esenpınar (Güvere) , Çiriş Köyü ilkokulu ve Erdemli merkez Türbe İlkokulunda okudum. Orta okul yıllarım tam bir facia. Esenpınar Ortaokulu'unda okurken, sadece Fen Bilgisi Öğretmenimiz vardı. Diğer branşlarda gelen öğretmenler, kısa süre kalırlar, torpil bularak giderlerdi. Orta 2. sınıfta, Erdemli Merkez Mehmet Akif Ersoy İlköğretim okulunda okumaya başlayınca, biraz kendime geldim. İlk şiirimi o okulda yazdığımı söyler arkadaşlarım.

Erdemli Lisesi...
Sayısaldan hiç çakmadığım ortaya çıktı orada. Şiir yarışmalarının favori ismi oldum bir anda. İçe kapanık bir yapım vardı, utangaç ve yarı münzevi bir gençtim o zamanlar. O halimi çok seviyordum aslında. Sosyal hayatım neredeyse yoktu. Modernizme pek yavaş ayak uydurmuştum. Hiç aşık falan olmazdım o zaman. Derviş gönüllü biri zannederlerdi.
Oralarda da epey şiir yazdım. 11'li hece ölçüsü bende o zaman pekişmişti. Serbest şiiri pek beceremezdim.(gerçi hâla öyleyim, çaktırmayın!)

Güç bela bitirdim 1993 yılında. Hiç sınıf tekrarı yapmadım ama, çok zorlandım sayısal derslerde. Mezun olup giderken, şiir defterimi, Alata Köprüsünden aşağıya attım. O denizin derinliklerine doğru ilerlerken, ben şiirin derinliklerindeki yerimi çoktan almıştım bile..
Dersane yılları; ah dersane yılları...
İlk girişimde öys yi kazanamamıştım. Dersanesiz olmaz dediler. Gittim. Parasını peşin verdi babam. Dersane olgusu, sosyal adaleti yaralayan bir derttir bence. "Parası olmayan kazanamaz" anlamı taşır ya, neyse...
1994 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi bölümünde lisans eğitimime başladım. Sami Hoca danışmanımızdı, Haldun Özkan, Hüseyin Yurttaş, Hamza Gündoğdu, Zerrin Köşklü, Kasım İnce, M. Kemal Şahin, Ahmet Ali Bayhan bölüm hocalarımızdı. Ayrıca M. Karademir, Cevat Başaran, Nurettin Koçhan gibi diğer bölümlerden de hocalarımız vardı. Sınıf arkadaşlarım çok farklı insanlardı. Harun ağabey, Tamer, Özcan, Bülent Karapiçak... Ayrıca ablam Sultan ve Yasemin, kardeşlerim Fatoş, Pınar, İlknur, Zeynep, Ümran,Nurhan ve diğerleri... Bir de... Söyleyemiyeceğim, yok yok. Boşver söylemem adını, yemin ettim zira... İlk yıl Erzurum'da çok bunaldım. Memleket dediğin memleketin, bir tarafı denize dayanmalı değil mi?
Ona da alıştım. Erzurum'un manevi iklimi, ikinci yıldan sonra kişisel karakterim üzerinde çok etkili olmuştur. Hayatın anlamı, hayata bakış açım, ideolojim, dünya görüşüm ve beni ben yapan ne varsa Erzurum'dan bana hatıradır. En olgun şiirlerimin prototipi burada yazıldı. İlk kez burada aşık oldum.(Hani demeyecektin ne oldu?)
İlk kot pantolonu Erzurum'da giydim...

Yaz tatillerinde, yaylaya çıkardık. Yöresel kara şalvarımı giyer, Toros Dağlarının poyrazlı yamaçlarında keçi ve oğlak sürülerini otlatırdım. Kavalı pek bilmezdim ama, flüt çalardım.
Bilinenin aksine, keçi akıllı bir hayvandır. Hepsinin ayrı bir ismi vardı, çağırınca meleyerek yanıma gelirlerdi. Keçiler duygusaldır ayrıca. Yavrusu ölen keçinin ağladığına çok şahit oldum ben.

Yaylada, benim gibi pek çok üniversite öğrencisi 'çoban' vardı. En meşhurları Seyfi ağabeyim, Seyfi Arslan... Edebiyat öğretmenidir kendileri. Öz ağabeyim kadar yakındır bana. Çünkü, ortak bir mazinin bu noktaya getirdiği insanlarız biz. Üstelik, Erzurum'da da beraber okuduk onunla.

Üniversite yıllarımda, bizim Yörük kültürüne yabancı olan pek çok arkadaşımı da yaylaya götürmüştüm. Eskişehir'li Tamer Özel, Amasya Suluovalı Hafız Harun Şahin, bunlardan sadece ikisi... Hele, Tamer'e şalvar giydirip,sürülerle beraber dağlarda gezdiğimiz günleri tebessümle anarım hep. Harun ağabeyim, elektriği, telefonu olmayan bu dağ başını çok sevmişti. Üniversite yıllarım, tatilde de çok renkliydi..

Mezun oldum 1998'de..
Erzurum'dan ayrılırken ağladım. Kopamadım... (Acaba neden?) Ben, mayası Erzurum'da yoğrulmuş bir şairim.
........
Öğretmenliğe ilk başladığım yıl... 1998 yılının Aralık ayının 15'i..
Akkuş; ah Akkuş;
Kara saplandığım, yalnızlığım, garibanlığım, biçareliğim, Akkuş, Akkuş, Akkuş..
Damyeri köyü, telefonsuz, ulaşımı zor, soğuk ve yalnız bir Karadeniz köşesi..
Oradan aklımda kalanlar, kardan kapanan yollar, kerpiçten bir ilkokul binası, Salih hoca, Sezgin hoca Şaban Derici hoca ve bir de batak oynadığımız imam Sıddık hoca!
Tahta bir ranzanın üzerine sünger atıp, iki battaniyeyi üzerime örtüp, üşüyerek uyuduğum gecelerin köyü Damyeri... Dünya tatlısı öğrencilerim, ilk göz ağrım onlar.. Kimbilir şimdi neredeler?
......
Akkuş'ta, cumartesi günleri pazar kurulurdu. Pazar neyse de, yol kenarındaki kasetçinin çaldığı yöresel türküler hâla kulağımda. 'Akkuş'un Gürgenleri' 'Müdür Beyin Yeşil Kürkü' 'Hekimoğlu' v.s...

2000 yılında askere gidecktim; yollar kapalı, 2 metrelik karda 30 km. yürüdüm. Defalarca donma tehlikeleri atlattım. Kurt sürüleriyle de karşılaştım... (Atma birader, gördüğün sadece iki kurttu)

Askerlik yıllarım;
Yedek Subaydım. 11. Piyade tugayında, Denizli'de temel eğitimimi tamamladım. En uzun süren hayat dilimiydi bu. 26 gün sürdü. Annem'in kansere yakalandığını bu dönemde öğrendim. Her günü asır gibiydi adeta.

Yedek Subay öğretmen; Bingöl-Adaklı...
Karaçubuk köyünde yedek Subay öğretmen iken çok kıymetli arkadaşlarım vardı. Ümit Oktay Köse, Ali Ay, Erdal Özdemir, Mazlum Karakurt, Muhammed Kodaz.... Ha, bir de Şahabettin Hoca..
...
Öğretmen Evinde kalıyorduk. Bekardık ve her gün makarna yiyorduk..
21 Kasım 2000 yılında, salı günü sabah erken, hayatımın en acı haberi ile başladım güne. Annem o gece sabaha karşı vefat etmişti. Cenazesine yetişemedim. Benim için dermansız bir yaradır bu. Gurbetin parası neye yarar, insan annesinin soğuk yüzünü son bir kez göremedikten sonra...
.......
2001 yılı, temmuzda askerlik görevim bitti, aynı yıl ağustos ayının 25'inde eşim Yasemin'le nişanlandım. Onu çok seviyorum. Zira ondan başkası beni anlamadı bugüne kadar. Beni yaşamak zordur. Allah sabır versin ona. Neyse... Nerde kalmıştık abi?

Ha, hatırladım şimdi! Çok renkli bir nişanlılık dönemim oldu. Belki en heyecan verici olanı da, her ay Çorum'a geldiğimden, kayınbiraderin haberinin olmamasıydı..
2002 yılının yine 25 ağustosunda evlendim. Aynı yıl Çorum'a geldim. Mecitözü-Bayındır köyünde görevimi sürdürdüm.Okul hasarlı olduğu için, öğrenciler taşınınca, Köprübaşı(Horgu) köyüne geçici görevle verildim. Kadromu o köye almak için çok uğraşmıştım. O zamanın ilçe milli eğitim müdürü bana yamuk yapmıştı. Dönemin ilçe milli eğitim müdürü olan 28 şubat kalıntısı İ K.'a o hakkımı helal etmem. Köprübaşı köyünde, aziz dostum Osman Sarıbıyık ile tanıştım. Osman Bey şimdi de okul müdürümdür. Sonra, sırasıyla Kargı ve Emirbağ köyleri... Kargı'da çok kısa kaldım. Emirbağ köyünde üç yıl kadar çalıştım. Orada bizim ihtiyar delikanlı Güngör Oral'ı anmadan geçemeyeceğim.
2005 yılında ikiz bebeklerim dünyaya geldi. Furkan ve Şeymanur...
Çok mutlu bir yuvam ve dünya tatlısı iki evladım var. Evlendiğim yıl geldiğim Çorum'dan bir daha ayrılamadım... Altı yıldır da, Alaca Merkez Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulunda görev yapıyorum.

2008 yılının 1 haziran günü, piknik sırasında, Alaca'nın mesire yeri Veli Çayırı'nı yanlışlıkla yaktım. O olaydan sonra uzun süre piknik yapmaktan çekindim.
2009 yılından itibaren, Erdemli ve çevresi başta olmak üzere, halk arasında yaşanmış veya yaşanması muhtemel olayları şiir diliyle anlatmaya merak saldım. Biraz didaktik, biraz mizah... Başarılı oldum mu, olamadım mı bilmiyorum ama, bu istikametteki çalışmalşarım, memleketimden büyük ses getirdi. Çünkü, unutulmaya yüz tutmuş değerleri mizahi bir dille anlatmaya çalıştığım bu didaktik çalışmalarım, Erdemli'de yayınlanan Çağrı Gazetesi'nde haftalık olarak yayınlanmaya başlandı. Gazeteci dostum Hüseyin Yıldız, bazı haftalar es geçse de, şiirlerin büyük ilgi gördüğü kesin.
Ha unutmadan, bir de türküleri çok severim ben. Her ilden, her yöreden üçer beşer tanesini bilirim. Sesim çok da güzel değil ama idare eder işte... Bekçi Bakır, Hafız Kemal, Münir Nurettin dinlediğim için eleştirenlere "ertelenmiş bir adam olduğumu" söylüyorum sadece.
Aslında yazacak çok şey var ama; kısaca şunları eklemeliyim; Gözlüklü bir adamım. Etli yemekleri ve tatlıları severim. Özellikle de, küflü tulum peynirini bazlamaya sarıp, közde demlenmiş porselen demlik çayı eşliğinde yemeyi çok severim.
Bir de, öğrencilerimi, ve de şair dostum Murat Canbolat'ı. Murat benim Alaca'daki kardeşim. Her hamlesinin altına imzamı atarım. (Bir koyunu tek başına yemesinin dışında tabii.)
Ayrıca Murat Canbolat Türkiye'de gelecek vadeden bir şair. Fabl türü şiirlerin yanında "deyimlerimizin hikayeleri" ile ilgili şiirler de yazar. Ayrıca görev yaptığım okul, personel yapısı itibariyle özel... Ahmet Öztürk güzel saz çalar, Neşet Hocam ressam ve karikatürist, Durdu Şahin ve Murat Canbolat şair... Böyle bir ortamda kim şair olmaz ki!

Ben buyum...


 
Bu sayfada Halil Gülşen  şairi hakkında, Halil Gülşen  kimdir, Halil Gülşen  şiirleri,Halil Gülşen  hakkında bilgi ve Halil Gülşen  isimli üyeye ait tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.