| Şiir adı ve yorumu |
sayıklamalarım II
sanırım bir çözelti gibi,
heterojen
homojen vs.
en güzeli
biz kendi tarihimizde hatırlanalım
ki
sen aşk'ı her zaman çözümle diye ağabey.
|
duy/sana_
duymuştur
duyacaktır
çünkü melekler hep orada
bilirim
biliriz ki
saçlarımızda eylül titremesi
yüzümdem damla damla
annem süzülüyor.
|
kızılağaç
tüm alfabeleri bilmem
hiçbir alfabeyi belki de
hiç bu kadar sevmemiştim.
|
Kırık Mühür
ömrüm.
|
Semâ
ellerimizde aşk çiçekleri
gözlerimiz hep eylül
ve çocukların kalbinde büyür tüm gölgeler
gölgeler hep, peşimizden gelecekler
gün
ardı sıra uzanan bir tabuttur aslında geçmişimizde kalacak olan
tebrik ederim.
|
sevmeli
ne kadar güzel
anne gibi,
özlem gibi,
sevgi gibi;
ve bir o kadar da içten.
|
aşktan
gölgenden kaçabilir misin ?
|
Bilir misin
bir ömürdür ayrılık
dünlerini hiç unutamazken
yarınlarını düşünmek bile istemezsin
yorgun düşer gözlerin, kirpiklerin kanar
yüreğin yanar bazen
bazen de hiç gitmesin diye fotoğraflardaki gülüşün
eski bir albümün solgun yapraklarına düğümlersin umudu
a ğ l a r s ı n.
sız
|
"sızı" belki, belki "koca bir kayıp"
insan yoksa, insansızlık kokusu alamazsın k,
ve
sevemezsin ki biz yanarken aşk' ile.
ki eyvalllah,
yeter ki ölüm aşk'tan gelsin,
arpadan olsunun sonumuz;
ölüm de seçilir bazen
öldüğümüz de anlayacağız.
gamzelerimiz güvercin yuvası
avuçlarımız araf.
|
Git
git,
ardına bakmadan, gözyaşlarımı umursamadan.
git,
geri döneceğini bana hiçbir zaman hatırlatmadan
|
kozmik oda
hala orada; hala duyuyorsun.
o hala orada, seviyor: özlüyorsun.
|
Bay'ım
kimyasal bir tepkimenin
buzul karanlığına düşen aşk parçacıklarının
çarğışması sonucu ortaya çıkan yangında
biri kadın,
diğeri erkek
iki aşk hayatını kaybetmiştir.
her ne kadar;
süslü kelimeleri ard arda sıralasakta bazen
bizimde dilimiz bozuk ve bir o kadar da
asidir ki
|
dipnot/isyân
bana aşk'tan bahsetme hayat,
biz, affetmeyi öğrenemeyecek kadar
uzun ömürlü olsakta
uğruna ölecek bir sevgili buluruz nasıl olsa
ve
o kaldrımlarda ölen kadınlar kadar suskunuzdur
karanfil kokusuna küsen adamlar kadar arsız.
sonra, bir tabut doğurur güneş
pencereme y
|
BUGÜN DENİZLİ
görmüyoruz aslında,
ne unutulan anıları
ne de bir şeyi sevmek için
acayip sebepler bulmayı.
yokuz biz,
hiç olmamış gibi..
|
Nisan'ca
bak,
hala yokluğunda üşüyor nisan
bilirim;
bu yağmurlar gidişinin ardından
bulutların unuttuğu gözyaşları
ama; unutma sen,
gidişin, sadece kısa metrajlı bir hayatın
uzun film sahnelerini bıraktı bana
bu yüzdendir: sessizce ağlamam..
ağlarım ulan,
delikanlı gibi ağlarım.
hıçk
|
Portfolyosunu Arayan Şiir -5
bir şehrin sokakları nasıl dökülürse ırmak ırrmak avuçlarına,
orada bir çocuk uyur. güneşin türkülerini mırıldanır yorgun dudaklarında.
sonra;
o küçük gölgelerin yamaçlarına yaslanır yoksulluğum,
arabesk bir şarkının durgun nakaratlarında.
bir rüzgar savurur kaldırımlarda
|
Çakıl taşları
hangi geceyi sırtlanıp gidiyorsun selvilere
veya
hangi şehrin gölgesine yaslıyorsun,
pervazsın pencere buğularını.
külrengi bir çakıl taşı görüyorum
karadenizin yeşile çalan göğünde.
|
Esîr
bir gurbet türküsüdür bu duyduğun ses
yitip giden hatıraların şafağında vurulur turnalar
ağlar yağmur, bu son olmayacak.
kınalı dağların yamaçlarına savrulur
hasret kokan yaralarımız
ve ayrı şehirlerde, ayrı ayrı nefes alırken biz
tüm sevmelerimiz ak duvak olur
çeyizleri
|
TAZİYE
toprağın bol olsun aşk
bilirsin ki hakkımı üç kere helal etmek isterdim sana,
ki
beyaz bir kefene sığmayacak kadar büyüksün
büyüksün ki,
birkaç metrelik çukura gömülmek yakışmayacak sana
ama olsun,
tekrar ve yeniden, yine de; toprağın bol olsun.
|
Sorgu
yarım kalan noktalara birkaç virgül bağlayalım beraber
tükendi derken sorgularımız, biz hala eksik kalırız.
biliriz,
aslında unutulan üvey bir sancının başkentiyken sesimiz
nefes aldıkça yaşayacak belki de:
acıyla beslenen yürekler,
en çok biz ölürüz.
|